h1

Ne güzel süpriz bu böyle..

Nisan 15, 2008

kis

Nilgün, Mart ayının bu garip gününde, hayat bildiğini okuyarak akıp gidiyorken, sabah perdelerini açınca çok hoş bir sürprizle karşılaştı. Heyecanlandı birden! Gözleri çocuklar gibi güldü, afacan bir yıldız belirdi gözbebeklerinin tam ortasında. „Şükürler olsun“, dedi yarı sevinçli; çünkü çok uzun zamandır bu anı bekliyordu. Ve işte artik umudunun tükendiği bir zamanda beklenmedik şey gelmişti.

Başka hiç bir şey düşünmemeye çalışarak lapa lapa yağan kari seyretti uzunca. Kış mevsimini soğuklardan dolayı aslında sevmediğini söyledi kendine. Ama kari seviyordu. Ve bu uzun, buzlu ayaz kış günlerinden sonra böyle bir güzelliğe tanık olmak onu aylardan beri gülümseten tek şey olmuştu. İçinde yasama dair sevinç ve heyecan kıpırtıları yaratan yegâne olay bu olmuştu.

Nilgün bir süre sonra düşünmek istemediği konulara doğru kaydığını hissetti. Karın böyle güzel yağması, sıcacık evinin penceresinden bu romantik manzarayı seyretmesi onu eski, güzel ama artık canını çok acıtan anılara götürmüstü.

“Onunla telefonda konuşuyordum..” dedi kendi kendine. „Manzaranın güzelliğinden bahsetmiştim. İkimiz de çok heyecanlıydık!“
Kalbinin melodisi yine onu ve aşkını bembeyaz ağaçlarla cebrili orman yoluna götürmüştü.
Şimdi hayalindeki tabloya kar yağıyordu. Yüzünde içindeki mutluluğun sıcaklığını yansıtan bir tebessüm oluştu.

Hayallere giden yol nasıl bir kir bahçesi tazeliğindeyse ve huzurluysa; dönüsü de dikenlerle dolu bir dar geçittir adeta. Mutlaka dönülmesi gereken bu yol insana o kadar acı çektirir ki, her seferinde yemin ettirir bir daha hayal dünyasına adim atmamaya. Ama acı çabuk unutulur. Bir kaç dakikalık meltem akıtmak için ruhuna insan, ayni yola bir kez daha girer; -dönüşte gözyaşlarıyla birlikte.

Nilgün bu tabloyu artık kendisinin oluşturamadığını farketti, etrafına bakındı ve gördü- sanki ikisi cam fanusta birbirine sarılmış iki mutlu sevgili, sallayınca beyaz, karı andıran pulcuklar sevgililerin üzerine yağıyor. Onlar hallerinden çok memnunlar.  O ise hayatının en değerli varlığıyla artik bu tabloda bir daha buluşamayacağını hatırlayınca perdeleri kapattı.

Sevinmek istiyordu, sevinemiyordu. Hep yarıda kalan bir şeyler oluyordu.
Artik yağan kari bile görmek istemiyordu!
O, „yaşamak güzel“ dedirten kar yağışı artik bir şey ifade etmiyordu.

Sevinçle hüzün arasında hissedilen bir duygu..
Buruk bir acı!
Lokmaları boğaza dizen bir düşünce!
Özlemle, yalvarırcasına akan gözyaşları…

Nilgün bir daha perdeleri açmaya cesaret edebilecek mi bir gün?

Hiç insan kalbinin ağırlığını hisseder mi? Nilgün eliyle kalbine bastırarak mutfağa yöneldi. Çaresizdi.. Çay koydu ocağa ve olduğu yere oturdu.
Hissizdi artik. On dakika önce gülen gözleri simdi donuklaşmış, bomboş bakıyordu etrafına; hedefsizce..
Ne yapacağını bilmiyordu. Ağlasa mıydı, günlük hayatına mı dönseydi, kitabını alıp herşeyi unutsa mıydı?! Düşünemiyor, karar veremiyor, ağlayamıyor, yani hissedemiyordu.
Ama Nilgün şaşkındı, suskundu. Hayata karşı söyleyecek tek söz bulamıyordu.
Çünkü Nilgün acının doruğa ulaştığı andaydı..

Yorum Yapın